
İzmir’de Bayındırlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan incelemeler sonucunda 243 okul binasının depreme karşı dayanıksız olduğunun ortaya çıkmasının ardından Devrimci Liseliler (Dev-Lis) tarafından yapılan basın açıklaması ile yetkililer göreve davet edildi. Dev-Lis üyesi öğrenciler tarafından Konak Eski Sümerbank önünde yapılan basın açıklamasında bazı öğrencilerin üzerine temsili olarak gazete kağıdı örtülerek olası bir depremde yaşanacak can kaybına dikkat çekilirken, öğrenciler adına basın açıklamasını Gözde Ünal okudu. Ünal, 2005 yılının Mayıs ayında yapılan incelemelerde 53 okuldan 35’inin güçlendirmeye ihtiyacı olduğunun ortaya çıktığına, fakat bu okullardan sadece 7’sinde güçlendirme işlemi yapıldığına dikkat çekerek, “Kontrolden geçirilen ve dayanıksız bulunan binaların büyük bölümünün 1999-2000 yıllarında inşa edildiği belirlendi. Ülke genelinde güçlendirilmesi gereken okullar için 70 milyon YTL ödenek istenmesine karşın, 2008 bütçesinde 20 milyon YTL ödenek ayrıldı” diye konuştu. Batık bankalara toplam 60 milyar dolar ayrılırken, 2003 yılında Bingöl’de meydana gelen depremde Çeltiksuyu Yatılı İlköğretim Okulu’nda onlarca öğrencinin hayatını kaybettiğini söyleyen Ünal, “Şu anda İzmir’de 49 tane Çeltiksuyu İlköğretim okulu var. Bunların onarılabilmesi için yıkılmasını ve binlerce öğrencinin ölmesini mi bekleyeceğiz” dedi. Ünal öğrenciler olarak Milli Eğitim Müdürlüğü’nden çürük okulların isimlerinin açıklanmasını, bu okullara yönelik güçlendirme projelerinin açıklanmasını ve yapılacak güçlendirme çalışmalarının kamunun gözetiminde yürütülmesini talep ettiklerini vurgulayarak, “Okulları karakola çevirmek isteyen Milli Eğitim Bakanı mezarlıklar bakanı olmak istemiyorsa önce okulları güçlendirmelidir” şeklinde konuştu.
24 Kasım 2007
Liselilerden çürük okul tepkisi
"Esas sorun kapitalizm"

İzmir’de Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Küresel Eylem Grubu (KEG) ve Yeni Foça Belediyesi tarafından “Küresel Isınma ve Aliağa Termik Santrali” konulu bir panel düzenlendi. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde düzenlenen panele Ege Üniversitesi Çevre Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ümit Erdem, KEG Aktivisti Avi Kaligua ve Yeşiller adına Bilge Contepe konuşmacı olarak katıldı. Prof. Dr. Ümit Erdem, dünyanın büyük bir çevresel felakete doğru gittiğini, evsel atıkların kontrol edilebileceğini ancak asıl problemin sanayi ve kimyasal atıklardan kaynaklandığını söyledi. Yerleşim yerlerinin havasının genel olarak kış aylarında kirli olduğunu, fakat İzmir’in bunun aksine yaz aylarında kirlilikten etkilendiğini ifade eden Erdem, “Çünkü İzmir’de kuzeybatı rüzgarları yaz aylarında hakim ve Aliağa yönünden geliyor. Bırakın Aliağa’da ikinci santrali kurmayı, faaliyette olan santrali durdurmak ya da bunu yeni teknoloji ile kullanılabilir hale getirmek gerekiyor” diye konuştu. Erdem, devletin acilen bir enerji politikası kurgulaması gerektiğini, aksi takdirde isteyenin istediği gibi davranmaya devam edeceğini söyledi. Erdem’in ardından söz alan Avi Haligua ise çevre sorunlarının insan eliyle oluşturulduğunu, esas sorunun ise sistemden kaynaklandığını ve kapitalizme karşı mücadele etmenin çevre mücadelesi vermenin ön koşulu olduğunu vurguladı. 2050 yılına kadar dünyada 200 milyon iklim mültecisinin ortaya çıkmasının beklendiğini dile getiren Kaligua, “Temel problem kapitalizmin kendisi. Termik santrallere ve küresel ısınmaya karşı ciddi bir halk hareketine ihtiyaç var. Yeni termik santrallerin kurulması tabuta son çivinin çakılması anlamına gelecek” dedi. Bilge Contepe de küresel kapitalizme karşı küresel bir yaşam mücadelesi verilmesi gerektiğini belirtti.
19 Kasım 2007
İzmir’de “başka bir üniversite” tartışılıyor
.jpg)

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (GSF) öğrencilerinin düzenlediği “Başka Bir Üniversite Mümkün” etkinlikleri, “68’den Günümüze Gençlik Hareketleri” başlıklı panelle başladı. DEÜ GSF Öğrencisi Kubilay Mutlu’nun yönettiği panele Yazar Şaban İba, Ege 78’liler Derneği Başkanı Servet Ali Çınar ve GSF Araştırma Görevlisi Burak Bakır konuşmacı olarak katıldı. İlk sözü alan Şaban İba, 68’liler olarak kendilerine bir mücadele mirası bırakılmadığını ve kuşaklar arasında bir kopukluk olduğun 68 gençlik hareketinin de bu kopukluğun bir tür hesaplaşmasını oluşturduğunu söyledi. Sanılanın aksine bugün siyasal ve toplumsal faaliyetinin geçmişe göre çok daha zor olduğunu ifade eden İba, “Biz halkla iç içeydik. Ancak bizi giderek üniversiteye hapsetmek için faşistleri üniversitelere saldırttılar. Şimdi de benzer bir durum yaşanıyor” diye konuştu. “12 Eylül, 68 kuşağının bayrağını devralan 78 kuşağını tamamen yok etmek istiyordu” diyen Servet Ali Çınar ise yeni bir 68 hareketi yaratılmasının ön koşulunun 12 Eylül ile hesaplaşmak olduğunu vurguladı. Panelde son sözü alan Araştırma Görevlisi Burak Bakır da bir toplumsal hegemonya biçimi olarak kapitalizmin topluma çok cazip geldiğini dile getirerek, “Bizim ise buna karşı hayalini kurduğumuz dünyayı tercüme etmemiz gerekiyor. Yerel örgütlülüklerimizi oluşturarak bunları merkezi örgütlülüklerle birlikte işletmeliyiz” dedi. “Başka Bir Üniversite Mümkün” etkinlikleri, çeşitli film gösterimi, panel ve forumlarla 23 Kasım Cuma gününe kadar devam edecek.
17 Kasım 2007
Fakülte yönetimi polise emanet
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen “Medya ve Siyaset Sempozyumu” devam ederken, üniversite öğrencileri çeşitli gerekçeler gösterilerek sempozyuma alınmadı. Sempozyumun ikinci gününde Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen ve AKP, CHP ve MHP İzmir İl Başkanları’nın konuşmacı olduğu “Yerel Basın Yerel Siyaset” konferansını izlemek isteyen öğrenciler, İzmir Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne bağlı polisler tarafından salona sokulmadı. Öğrenciler içeri sokulmazken, salonda Ülkü Ocakları’na üye oldukları öğrenilen ve öğrenci olmayan yaklaşık 10 kişilik bir grubun bulunması dikkat çekti. Sempozyumu düzenleyen İletişim Fakültesi yönetimi, engelleme karşısında herhangi bir girişimde bulunmazken, fakülte dekanı Prof. Dr. Ahmet Bülend Göksel ise konferansı izlemek isteyen ve içeri alınmayan öğrencileri “bir grup provokatör” olarak niteledi. Dekan Göksel, 1980'li yıllarda da Mahmut Tali Öngören'in Senaryo ve Yapım isimli kitabını içinde Yılmaz Güney ismi geçmesi gerekçesi ile öğrencilerine yaktırmıştı.
7 Kasım 2007
Ege "Artık Yeter" dedi


Ege Üniversitesi öğrencileri düzenledikleri yürüyüşle YÖK’ü protesto ederken, artan ırkçı saldırılara da “Artık yeter” dediler. EÜ Edebiyat Fakültesi önünde toplanan Yurtsever Gençlik Hareketi (YGH) üyesi yaklaşık 200 öğrenci, “Edi bese / Artık Yeter” yazılı pankartla bir yürüyüş düzenledi. EÜ öğrenci yurdu önüne yürüyen öğrenciler, eylem süresince sık sık “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Barışa bir ses, çift taraflı ateşkes” sloganlarını atarken, yürüyüş Edebiyat Fakültesi önünde sona erdi. Öğrenciler burada sivil polis ablukası altında bir şenlik düzenlerken, yapılan basın açıklamasında YÖK’ün 12 Eylül’ün bir ürünü olarak 26 yıldır bilimsel üretimin ve demokratik üniversite taleplerinin önünde durduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca olası bir sınır ötesi operasyonun Türk-Kürt çatışmasına neden olabileceğine dikkat çekilerek, “Halklar artık ölmek ya da öldürmek istemiyor. Son zamanlarda artan ırkçı saldırılara karşı tüm meşru yollarla kendimizi savunacağız. Artık yeter” denildi. Şenlik müzik dinletisi ile devam ederken, kampus içinde çok sayıda çevik kuvvet otobüsü ve panzerin bulunması öğrencilerin tepkisine neden oldu.
6 Kasım 2007
Ege'de YÖK protestosu
Ege Üniversitesi öğrencileri, kuruluş yıldönümünde YÖK’ü yaptıkları yürüyüşle protesto ettiler. 1 No’lu Yemekhane önünde toplanan öğrenciler, sloganlarla Bornova Metro’ya yürüyüşe geçti. Yürüyüş süresince sık sık “Yaşasın halkların kardeşliği”, “YÖK, polis, medya, bu abluka dağıtılacak” sloganları atılırken, metro önünde basın açıklamasını Aydan Çelik yaptı. YÖK’ün sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan ve sermaye için çalışan insanlar yetiştirmek için kurulduğunu dile getiren Çelik, hakkını arayan öğrencilerin de polis ve jandarma copuyla terbiye edilmeye çalışıldığını söyledi. Çelik, son zamanlarda üniversitelerde polis eliyle ırkçı-faşistlerin önünün açıldığına dikkat çekerek, “YÖK, ırkçı, kafatasçı, Kürt düşmanı bir kuşak yaratmaya çalışıyor. Üniversitelerdeki provokatif yürüyüşler YÖK’ün zihniyetini temsil eden ve ilerici, demokrat öğrencileri siyaset yaptıkları için üniversitelerden uzaklaştıran kişiler tarafından örgütlenirken, üniversite rektörleri de yaptıkları açıklamalarla sınır ötesi operasyon tezkeresini alkışlamıştır” diye konuştu.
Polis korumasında provokasyon
Bu arada öğrencilerin yürüyüşleri sırasında Gıda Mühendisliği Fakültesi önünde ırkçı sloganlar atarak bozkurt işareti yapan yaklaşık 20 kişilik bir grup kampüse giren çevik kuvvet ekipleri tarafından koruma altına alındı. Öğrenciler ise bu grubu “Biji bıratiya gelan” sloganıyla protesto ettiler.
3 Kasım 2007
TELEKOM İŞÇİSİNDEN KİTLESEL EYLEM

19 gündür grevde olan Türkiye Haber İş Sendikası’na bağlı Telekom işçileri İzmir’de Genel Başkanı Ali Akcan’ın da katıldığı kitlesel bir eylem yaptılar. Konak’ta bulunan emekli Sandığı binası önünde toplanarak Cumhuriyet Meydanı’na yürüyen yaklaşık bin işçiye Petrol-İş ve Tümtis’e üye işçiler de destek verirken, eylemde sık sık “İşte grev, işte direniş” sloganları atıldı. Yaklaşık 100 kişilik kortejleri ile eyleme katılan Tümtis'e üye işçiler yoğun olarak “Savaşa değil, emekçiye bütçe” sloganını atarak, sınır ötesi operasyona karşı tutumlarını sergilediler. Cumhuriyet Meydanı’na gelindiğinde işçilere hitaben bir konuşma yapan Türkiye Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan, grevin başından beri işverenle aralarında ciddi bir görüşme olmadığını ve bu durumda grevi sürdürmeye kararlı olduklarını söyledi. Kendilerine yöneltilen sabotaj iddialarına da değinen Akcan, kabloların bir kısmını iş almak isteyen taşeron firmaların kestiğini belirtti. Akcan, olası bir sınır ötesi operasyonda grevin ertelenebileceği iddialarına da değinerek, “Operasyon bahane edilerek grevimizin bitirilebileceği iddiaları mevcut. Ancak yasaya göre grevler ancak ülke güvenliğini tehdit ettiğinde ya da halk sağlığını etkilediğinde ertelenebilir. Telekom’u, ülke güvenliği açısından önemli olmadığını söyleyerek özelleştirenler, bu durumda da grevi erteleyemezler” diye konuştu.
2 Kasım 2007
Üniversite Gençliğinin Şiddetle İmtihanı

Bazı Nazi entelektüelleri öğrencilerden nefret ederlerdi. Çünkü öğrenciler, savaştan kaçmak için üniversiteye sığınırlardı. Belki de buna karşı bir savunma refleksi olarak, üniversite yükseliş döneminde daima Nazilerin yanında yer almıştı. Nazi Almanya’sının üniversitesi kışlanın disiplin ve üretkenliği ile faşizmin kahramanlık estetiğinin mükemmel bir senteziydi. Nazi savaş makinesinin pahalı yakıtı için sadece lümpen sınıfların desteği yetmezdi, seçkinlere de ihtiyaç vardı. Üniversite bu konuda öncü bir rol oynamıştı. Naziler bireysel benliğin, milli varlık içinde eridiği yeni bir dünya kuruyorlardı ve üniversite buna entelektüel lojistik destek sağlıyordu.
Ekim ayı içersinde Türkiye’deki üniversiteli gençlerin bir kısmı, kendilerinin asker olduklarını ilan eden yürüyüşler yaptılar, asker selamı verdiler. Bu durum ‘Psikolojik harekâtın’ doruğa tıkandığı haftalarda pek göze batmadı, hatta olması gereken bir şeymiş gibi algılandı. Nazilerin uğursuz dönemiyle fazlasıyla çağrışımlar taşıyan gösterilerdi bunlar. Sloganlar ve tehditler, orduların savaştığı nizami savaştan ötesine geçiyor, birilerinin kampüslerden temizlenmesine kadar vardırıyordu. Bütün bunlar bir yönü ile batılıların sivil savaş dediği şeyi çağrıştırıyordu. Birkaç gün içinde Hükümetten, Cumhurbaşkanı’ndan ve Genel Kurmay’dan itidal çağrıları geldi. Öncelikle milli gazın fazlası zarardı ve uygunsuz bir yerde patlayabilirdi. Ama yönetilebilir miktarda biriktirilmesi elbette teşvik edilmeliydi.
Militarizm gençlerin sivildeki hayatlarını da askerileştirmek ister her zaman. Çünkü gençlik militarizmin vazgeçilmez nesnesidir. Herkes savaş isteyebilir, savaş üzerine konuşabilir ama esas olarak gençler savaştırılır. Ölen de öldüren de onlardır. İyi gençler, ahlaklı gençler, çalışkan gençler normal koşullarda savaşı ölmeyi ve öldürmeyi kutsamazlar. Bunun için özel koşulların yaratılması gerekir. “Psikolojik Harekâtlar”ların amacı bu özel koşulları yaratmaktır.
Bir takım adamlar yıllarca gençlere kendilerinden önceki genç kuşakların belki de anne babalarının kandırıldığını telkin ettiler. O karanlık günlerde birileri gençlerin ellerine silah tutuşturup sokağa salmışlardı. “Kardeş kavgası” başlamak üzereydi. Tam her şey bitecekken bu adamlar gelip, toplumu uçurumun kenarından kurtarmıştı. Şimdi üniversitede okuyan genç arkadaşlar bu basit masalla büyüdü sayılır. Masaldan çıkarılacak en önemli ders de, herkesin kendi dümenine bakmasıydı. Başkaları ile dayanışma, özveri ve sorumluluk ancak budalaların peşinde koşacağı şeylerdi.
Son zamanlarda bir şeyler değişti. Sahnede yine aynı adamlar var. Ama bu sefer gençlere yani, bir zamanların kandırılmış gençlerin çocuklarına, torunlarına şiddet ve militarizmle iç içe geçmiş yeni görevler öneriyorlar. Cepheye gelemeseler bile cephe gerisini temizlemelerini telkin ediyorlar. Bu işte bir tuhaflık var. Galiba bu sefer gençler gerçekten kandırılıyor.
1 Kasım 2007
İZMİR'DE 11 KİŞİ GÖZALTINDA
İzmir’de ESP ve Yamanlar Kültür Merkezi’ne yapılan polis baskınlarında aralarında ESP İzmir Temsilcisi Hülya Gerçek ve Atılım Gazetesi İzmir Temsilcisi İsminaz Ergün’ün de bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. Baskınlar sırasında ESP temsilciliği dağıtılırken, baskınlar Kemeraltı Çarşısı girişinde yapılan basın açıklamasıyla kınandı. “Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz” sloganının atıldığı eylemde konuşan Yamanlar Kültür Merkezi Başkanı Özgür Kaya, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü isteyenlerin, çıkarılan faşist yasalar ve devlet terörüyle sindirilmek istendiğini ifade etti. Egemenlerin, yoksulların giderek büyüyen öfkesinin sömürü düzenine yönelmesinden korktuklarını belirten Kaya, demokratik kitle örgütü, sendika, aydın ve sanatçılara seslenerek saldırılara karşı sessiz kalmama çağrısı yaptı.
Polislerden basına taciz
Bu arada güvenlik şube müdürlüğüne bağlı sivil polisler açıklama sırasında çevrede toplanarak açıklamayı dinleyen yurttaşları eylemi izlememelerini söyleyerek uzaklaştırırken görev yapmakta olan basın mensupları da sivil polisler tarafından “Siz çekeceksiniz, bütün kamuoyu da izleyecek” denilerek taciz edildi.