
Bazı Nazi entelektüelleri öğrencilerden nefret ederlerdi. Çünkü öğrenciler, savaştan kaçmak için üniversiteye sığınırlardı. Belki de buna karşı bir savunma refleksi olarak, üniversite yükseliş döneminde daima Nazilerin yanında yer almıştı. Nazi Almanya’sının üniversitesi kışlanın disiplin ve üretkenliği ile faşizmin kahramanlık estetiğinin mükemmel bir senteziydi. Nazi savaş makinesinin pahalı yakıtı için sadece lümpen sınıfların desteği yetmezdi, seçkinlere de ihtiyaç vardı. Üniversite bu konuda öncü bir rol oynamıştı. Naziler bireysel benliğin, milli varlık içinde eridiği yeni bir dünya kuruyorlardı ve üniversite buna entelektüel lojistik destek sağlıyordu.
Ekim ayı içersinde Türkiye’deki üniversiteli gençlerin bir kısmı, kendilerinin asker olduklarını ilan eden yürüyüşler yaptılar, asker selamı verdiler. Bu durum ‘Psikolojik harekâtın’ doruğa tıkandığı haftalarda pek göze batmadı, hatta olması gereken bir şeymiş gibi algılandı. Nazilerin uğursuz dönemiyle fazlasıyla çağrışımlar taşıyan gösterilerdi bunlar. Sloganlar ve tehditler, orduların savaştığı nizami savaştan ötesine geçiyor, birilerinin kampüslerden temizlenmesine kadar vardırıyordu. Bütün bunlar bir yönü ile batılıların sivil savaş dediği şeyi çağrıştırıyordu. Birkaç gün içinde Hükümetten, Cumhurbaşkanı’ndan ve Genel Kurmay’dan itidal çağrıları geldi. Öncelikle milli gazın fazlası zarardı ve uygunsuz bir yerde patlayabilirdi. Ama yönetilebilir miktarda biriktirilmesi elbette teşvik edilmeliydi.
Militarizm gençlerin sivildeki hayatlarını da askerileştirmek ister her zaman. Çünkü gençlik militarizmin vazgeçilmez nesnesidir. Herkes savaş isteyebilir, savaş üzerine konuşabilir ama esas olarak gençler savaştırılır. Ölen de öldüren de onlardır. İyi gençler, ahlaklı gençler, çalışkan gençler normal koşullarda savaşı ölmeyi ve öldürmeyi kutsamazlar. Bunun için özel koşulların yaratılması gerekir. “Psikolojik Harekâtlar”ların amacı bu özel koşulları yaratmaktır.
Bir takım adamlar yıllarca gençlere kendilerinden önceki genç kuşakların belki de anne babalarının kandırıldığını telkin ettiler. O karanlık günlerde birileri gençlerin ellerine silah tutuşturup sokağa salmışlardı. “Kardeş kavgası” başlamak üzereydi. Tam her şey bitecekken bu adamlar gelip, toplumu uçurumun kenarından kurtarmıştı. Şimdi üniversitede okuyan genç arkadaşlar bu basit masalla büyüdü sayılır. Masaldan çıkarılacak en önemli ders de, herkesin kendi dümenine bakmasıydı. Başkaları ile dayanışma, özveri ve sorumluluk ancak budalaların peşinde koşacağı şeylerdi.
Son zamanlarda bir şeyler değişti. Sahnede yine aynı adamlar var. Ama bu sefer gençlere yani, bir zamanların kandırılmış gençlerin çocuklarına, torunlarına şiddet ve militarizmle iç içe geçmiş yeni görevler öneriyorlar. Cepheye gelemeseler bile cephe gerisini temizlemelerini telkin ediyorlar. Bu işte bir tuhaflık var. Galiba bu sefer gençler gerçekten kandırılıyor.
2 Kasım 2007
Üniversite Gençliğinin Şiddetle İmtihanı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder